Davranışlarımızı Kişiliğimizden Çok Ortam Belirliyor
Kalabalıkta neden yardım etmeyiz, ilk izlenim neden bu kadar uzun sürer? Sosyal psikolojinin şaşırtıcı gözlemleri.
Aylin Gökçen Güncelleme: 3 dk okuma
İnsan davranışının en şaşırtıcı yanı, çoğu zaman kendi kararlarımızın nedenini bilmememizdir. Bir seçim yaparız, sonra bu seçime uygun bir açıklama üretiriz ve o açıklamaya içtenlikle inanırız. Oysa sosyal psikolojinin klasik gözlemleri, davranışlarımızın büyük kısmının kişilikten çok içinde bulunduğumuz ortamla belirlendiğini gösteriyor.
Bu, sorumluluğu ortadan kaldırmaz. Ama "ben öyle biri değilim" cümlesinin sanıldığı kadar güçlü bir kalkan olmadığını hatırlatır. Doğru koşullar bir araya geldiğinde, çoğumuz kendimizden beklemediğimiz şeyleri yaparız.
Kalabalık neden yardım etmez
Bir kişi sokağın ortasında fenalaştığında, etrafta ne kadar çok insan varsa yardım gelme ihtimali o kadar düşer. Bu, ilk bakışta mantığa aykırı görünür. Sebep umursamazlık değil, sorumluluğun dağılmasıdır. Herkes başkasının müdahale edeceğini varsayar; ayrıca kimsenin harekete geçmemesi, durumun aslında acil olmadığına dair sessiz bir kanıt gibi okunur.
Bu mekanizmayı kırmanın bilinen yolu belirsizliği yok etmektir. Kalabalığa değil, tek bir kişiye seslenmek; onu kıyafetiyle işaret ederek görevlendirmek yardımın gelme ihtimalini belirgin biçimde artırır. Muhatap belirlendiği anda dağılan sorumluluk yeniden toplanır.
İlk izlenimin uzun gölgesi
Birine dair ilk edindiğimiz bilgi, sonrasında gelen tüm bilgileri renklendirir. Bir kişiyi başta sıcak biri olarak kodladıysak, sonraki suskunluğunu düşüncelilik olarak yorumlarız. Soğuk kodladıysak aynı suskunluk kibir olur. Aynı davranış, farklı çerçevede tamamen farklı bir anlam kazanır.
Bu etkinin en rahatsız edici yanı, kendini doğrulayan bir döngü kurmasıdır. Karşımızdakini mesafeli sandığımızda ona daha mesafeli davranırız, o da doğal olarak mesafeli karşılık verir ve ilk yargımız kanıtlanmış gibi görünür.
Sahip olduğumuz şeyi neden abartırız
İnsan, elindeki bir nesneye onu almadan önce biçtiğinden daha yüksek değer verir. Aynı bardak, satın alınmadan önce ucuz görünürken, birkaç dakika elde tutulduktan sonra satılması zor bir varlığa dönüşür. Bu eğilim yalnızca eşya için geçerli değildir; fikirlerimiz, planlarımız ve alışkanlıklarımız için de çalışır.
Kendi görüşümüze fazladan puan vermemizin sebebi de kısmen budur. Bir düşünceyi savunmaya başladığımız andan itibaren, onu değerlendirmekten çok korumaya geçeriz. Fikir değiştirmenin zorluğu, çoğu zaman bilgi eksikliğinden değil, bu sahiplenme duygusundan kaynaklanır.
Ortamı hafife almanın bedeli
Bir kişinin davranışını açıklarken karakterine ağırlık verir, koşulları göz ardı ederiz. Geç kalan biri saygısızdır; bizim geç kalmamızın ise trafik gibi geçerli bir sebebi vardır. Bu asimetri neredeyse evrenseldir ve pek çok gereksiz kırgınlığın kaynağıdır.
Bu eğilimin farkında olmak, günlük hayatta şaşırtıcı ölçüde işe yarar. Karşınızdakinin davranışını açıklamadan önce "acaba bugün ne yaşıyor olabilir" sorusunu sormak, hem daha isabetli tahminler üretir hem de gereksiz gerilimi azaltır.
Bütün bu gözlemlerin ortak dersi şudur: insan davranışı sabit bir kişilik tablosundan çok, kişilik ile durumun kesiştiği yerde oluşur. Kendinizi daha iyi anlamak istiyorsanız yalnızca kim olduğunuza değil, hangi ortamlarda bulunduğunuza da bakmanız gerekir. Çünkü çoğu zaman davranışı değiştirmenin en kolay yolu, insanı değil ortamı değiştirmektir.
Küçük bir talep, büyük bir kapı
İnsanların davranışını değiştiren şeylerin ne kadar küçük olabildiği, bu alanın en çarpıcı bulgularından biridir. Önce kabul edilmesi kolay küçük bir isteği kabul eden kişi, ardından gelen çok daha büyük bir isteğe de razı olmaya belirgin biçimde daha yatkın hale gelir. Bunun sebebi ikna kabiliyeti değil, tutarlı görünme ihtiyacıdır. İlk adımı atan kişi kendini artık "bu tür şeyleri yapan biri" olarak kodlar ve o kodla çelişmemeye çalışır.
Aynı ilke kendi üzerinizde de çalıştırılabilir. Değiştirmek istediğiniz bir alışkanlıkta işe küçük ve kolay bir adımla başlamak, yalnızca eşiği düşürmez; kimlik algınızı da yavaşça kaydırır. Haftada iki gün yürüyen biri, bir süre sonra kendini yürüyen biri olarak tanımlamaya başlar ve bu tanım devamlılığı kendiliğinden getirir.
Yani davranışın kimliği takip ettiğini sanırız; oysa çoğu zaman kimlik davranışı takip eder. Kim olduğunuzu değiştirmek istiyorsanız, önce ne yaptığınızı biraz değiştirmek yeterli olabilir.